İçeriğe geç
Home » Kapadokya – Büyülü Peri Bacaları Diyarı

Kapadokya – Büyülü Peri Bacaları Diyarı

Dünyada doğa ve tarihin en güzel bütünleştiği yerlerden biri olan Kapadokya, Orta Anadolu’nun Aksaray, Niğde ve Kayseri ilçeleriyle sınırlanan ve merkezi Nevşehir Ürgüp olan tarihi bölgesidir. Milyonlarca yıl öncesinde oluşan volkanik patlamaların yarattığı eşsiz coğrafyayı işleyerek evler, kiliseler, yeraltı şehirleri yapan insanların yarattığı binlerce yıllık yaşlı medeniyetlerin izleri günümüze büyük bir miras olarak ulaşmıştır.

Kapadokya, bu eşsiz yapısı ile Türkiye’nin görsel açıdan en çarpıcı bölgesidir ve peribacaları, yumuşak volkanik kayalara oyulmuş kilise-manastırları, yeraltı şehirleri yanında muhteşem vadileri ile dünyaca ünlü turistik yerlerinden biri olmuştur. Kapadokya’da en çok ziyaret edilen bölgeler daha dar bir alan olan kayalık Ürgüp, Göreme, Uçhisar, Avanos, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresidir.

Kapadokya’nın Jeolojik Özellikleri

Kapadokya’nın jeolojisi, milyonlarca yıl içinde gerçekleşen karmaşık ve ardışık volkanik olayların yarattığı oluşumlarıyla, yerbilimciler için oldukça zorlayıcı bir alan olmuştur. Yaygın olarak bilinenin aksine, nispeten genç volkanik dağlar olan Hasandağ, Melendiz, Aladağlar ve Erciyas’tan çok daha yaşlı volkanların on milyon yıldan daha uzun süre boyunca oluşturduğu, genellikle ignimbiritlerden, volkanik küllerden, lavlardan ve volkano-tortul birimlerinden oluşan magmatik kayaçlar yirmi bin kilometre kareden fazla bir alanı kaplamış ve havzada çökelmişlerdir. En son volkanik patlamanın iki buçuk milyon milyon yıl önce Erciyas Dağı’nda olduğu bilinmektedir.

Rüzgâr ve suyun doğal güçleri (erozyon) işini yaptığında, volkanik oluşumlar üzerinde bugün gördüğümüz ve gökyüzüne kırk metreye kadar uzanan peri bacaları ve eşsiz vadiler oluşmuştur. Ancak Kapadokya’ya büyülü estetiğini veren doğa yanında insan zekâsı olmuştur. Roma döneminde, zulüm gören Hıristiyanlar, Kapadokya’ya, en yoğun olarak Göreme kasabasına, kaçmışlar ve kısa süre sonra tüfün kullanışlı, işlenebilir bir malzeme olduğunu anlayınca, bu yumuşak kayalara kazılmış el yapımı mağaralar, yaşam alanları, kiliseler, ahırlar ve depolardan oluşan bir ağ inşa etmeye başlamışlardır. Bugün, el yapımı kayaların petek yapılı ağının içinde hâlâ geçmiş yaşamların izlerini taşıyan, hayvanları bağlamak için kullanılan kulplu ahırlar, hava sirkülasyonu için delikli duvarlar ve bir zamanlar mutfak olan karartılmış duvarlar yer almaktadır.

Kapadokya’nın Tarihi

Kapadokya’da insan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Bu dönemden sonra tekrar aktifleşen volkanların uzun bir süre insan yerleşimine izin vermediği, Ürgüp yakınlarındaki Avla Tepesi’nde yapılan arkeolojik kazılarda neolitik döneme ait olduğu saptanan obsidiyen, sileks taş aletlerin bulunmasıyla, yaşamın tekrar bu dönemde başladığı anlaşılmıştır.

Kapadokya tarihinde bilinen en eski medeniyet Asurlular’ın M.Ö. 3000 – 1750 yılları arasında yarattığı medeniyettir. Asurlular ilk ticari örgütlerini pazar yeri olan Kayseri Küllütepe ve Hattuşaş Karum’da kurmuşlardır. Anadolu’da yazının kullanılması Asurlular döneminde olmuş, Kapadokya tabletleri olarak anılan eski çivi yazılı metinlerde ticaretle ve evlilikle ilgili yasa gibi düzenlenen maddeler yer almıştır. Asurlular, daha sonra kurulacak Hitit medeniyeti sanatının temelini atmış, tapınma ve tanrı fikirlerini Anadolu’ya taşımış, var olan sanat anlayışını Mezopotamya sanatıyla birleştirmişlerdir.

Asurlulardan sonra Kafkaslar üzerinden Avrupa’dan gelen Hititler Kapadokya tarihine girerek M.Ö. 1750 – 700 yılları arasında bölgede hemen hemen her yerde izlerini bırakacak kadar uzun ömürlü bir medeniyet kurmuşlardır. Büyük bir imparatorluk haline dönüşen Hititlerin başkenti Hattuşaş, önemli şehirleri ise Alişar ve Alacahöyük olmuştur. Kapadokya yeraltı şehirlerinin savunma amaçlı gizli geçitlerle döşendiği tarihler de Hititler dönemine denk gelmektedir. Dar koridorlar, koridorları kapatan devasa taşlar, havalandırmalar Hititler tarafından geliştirilmiştir.

Friglerin Kapadokya tarihçesinde sahneye çıkmasıyla Orta Anadolu’daki Hitit kentleri birer birer yıkılmış ve M.Ö. 1200 yılında Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit dönemi başlamıştır. Kapadokya bölgesinde hüküm süren Geç Hititler, Kayseri- Niğde – Nevşehir’i kapsayan Tabal Krallığı’na dönüşmüştür. Bu döneme ait hiyeroglif kaya anıtları ise Gökçetoprak, Hacıbektaş Karaburna Köyü ve Acıgül’de bulunmaktadır. Geç Hitit dönemi M.Ö. 6. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürmüştür.

Antik Makedonya Krallığı’nın MÖ 336 – 323 yılları arasındaki kralı Büyük İskender M.Ö. 332 yılında Persleri yenilgiye uğratarak Pers hâkimiyetine son vermiş ancak Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşmıştır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulmuş, ancak M.Ö. üçüncü yüzyıl sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlamıştır. M.Ö. birinci yüzyıl ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanıp ve tahttan indirilmiş, nihayet M.S. 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma’nın bir eyaleti olmuştur.

M.S. üçüncü yüzyılda Kapadokya’ya Hıristiyanlar gelmiş ve bölgeyi bir eğitim ve düşünce merkezi haline getirmişlerdir. Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artınca, derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalara oyulan evler ve kiliseler, bölgeyi Romaİmparatorluğu’nun baskısından kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiş, Kapadokya’yı baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yer haline getirmiştir.

M.S. 4. yüzyıl, Hıristiyan teolojisine yaptığı katkılardan dolayı Batı literatüründe “Büyük” olarak anılan Basil, yakın arkadaşı Nazianzuslu Gregory ve küçük kardeşi Gregory üçlüsünün oluşturduğu “Kapadokya Babaları” (Kilise Babaları) olarak adlandırılan papazların dönemi olmuştur. “Kapadokya Babaları” döneminde Hıristiyanlığın temelini oluşturan doktrinler belirlenmiş, açık ve net dini kurallarla daha yaşanabilir hale gelen bölge, dışarıdan daha fazla Hristiyan göçü almaya başlamıştır.

Bölgedeki gerçek nüfus artışı, III. Leon’un (MS 685 – 741) ikonları dini sanat eserleri olarak yasakladığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bir asırdan fazla süren ve İkonoklazm olarak adlandırılan bu dönemde, alınan karara destek vermeyen, dini değerlerine müdahale edildiğini düşünen ve inancını özgürce yaşamak isteyenler, Kapadokya’ya göç etmiş ve buradaki yaşama katılmıştır. Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklazm etkisinde kaldıysa da, ikondan yana olanlar rahatlıkla ibadetlerini sürdürmüş ve Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişmiştir.

III. Leon döneminde meydana gelen ve sonuçları Kapadokya’yı etkileyen bir diğer olay da Anadolu’nun Ermenistan’dan Kapadokya’ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınlarının başlamasıdır. Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep olmuştur.

Kapadokya 11. ve 12. yüzyıllarda Selçuklu Türklerinin eline geçmiştir. Bölge Selçuklular ve devamında Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde sorunsuz bir dönem geçirmiştir. Kapadokya’daki son Hıristiyanlar 1924 – 26 yıllarında Lozan Anlaşması sebebiyle yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak göç etmiş, Balkanlar’da yaşayan Türklerin bir kısmı ise ortak kaderi paylaştıkları Hristiyanlar gibi evlerini bırakarak Kapadokya’ya yerleşmişlerdir.

Kapadokya’nın Mimarisi

Kapadokya’da kayalara oyulmuş geleneksel mağara evler ve güvercinlikler özgün ve doyumsuz seyri olan bir mimari yapı oluşturmaktadır. Bu evler 19. yüzyılda yamaçlara, kayaların içine, ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir.

Bölgenin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır.

Kapadokya evlerinde kemerli, tonozlu bir mimari yapı hâkimdir. Odalar avlu çevresinde dizilmektedir. Avlu ve kapılarının yapımında ahşap kullanılmıştır. Kapılar genellikle kemerlidir ve üst kısımları stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir. Evlerin kat aralarında bulunan konsolların araları ise bazen tek bazen de iki üç sıra rozet, yıldız, yelpaze, fırıldak ve stilize bitki motifleriyle doldurulmuştur.

Evlerin pencereleri ikişer veya üçerli olup etrafları daha çok stilize bitki motifleriyle süslüdür. Pencereler ‘kanatlı’ ve ‘giyotin’ tarzda olmak üzere iki tiptir. Evlerde çok sayıda oda, mutfak, depo, tandır, kiler bulunmaktadır. Misafir odalarındaki nişlerde sıva üzerine boyalı bezemeler yer alır. Taş şömineler, taş merdivenler, dekoratif nişler, sedirler, yöresel halılar, toprak kaplar, objeler dekorasyonlarında vazgeçilmez unsurlardır.

Yöredeki güvercinlikler 19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bir bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir.

Kapadokya’da Tarım

Kapadokya mineral bakımından zengin toprakları ile sebze ve meyve yetiştirmek için mükemmeldir ve Kapadokya’yı turizm merkezi olmasının yanı sıra zengin bir tarım bölgesi haline getirmiştir. Her zaman Anadolu’nun en önemli üzüm yetiştirilen bölgelerinden biri olmuştur ve hala birçok verimli bağa ve şarap imalathanesine sahiptir.

Mevsim ve yağış şartları nedeniyle tarım ürünlerinin fazla çeşitlenmesine izin vermemekle birlikte, bölgede son derece lezzetli şekerpancarı, buğday, arpa, çavdar, bakla, nohut, fasulye, mercimek yetiştirilmektedir. Nevşehir, patates ve kabak çekirdeği üretimiyle ülke genelinde tanınmaktadır.

Meyvecilik, özellikle bağcılık, bölge tarım ekonomisi için önemli bir yer tutmaktadır. Meyve olarak öncelikle çok kaliteli ve dünyaca ünlü üzümler, elma, armut, ceviz, erik, kayısı, ayva, dut, iğde, karpuz, kavun ve bademde yetiştirilmektedir.

Bölgede, son yıllarda, lavanta yetiştiriciliği alanında yeni girişimler gözlemlenmektedir. Yerel yönetimlerin pejzaj amaçlı hibrit lavanta yetiştiriciliğinin yanında, 2020 yılının sonunda dikimi yapılan İngiliz lavantası Lavandula angustifolia (orijinal, tıbbi lavanta) tarlalarının ilk hasadı gerçekleşmiş ve lavanta uçucu yağı ve lavanta suyu ürünleri Fiona’s Lavender markası altında Ürgüp’te satışa sunulmuştur.

Kapadokya’da Turizm

Kapadokya, öne çıkan arkeolojik karakteri nedeniyle Türkiye’nin en önemli turistik şehirlerinden ve dünyanın en ünlü şehirlerinden biridir. Kapadokya, büyüleyici ihtişamını görmek için Türkiye’den ve dünyadan turistler için bir cazibe merkezi olan birçok çarpıcı simge yapıya ev sahipliği yapmaktadır.

Kapadokya turizmi 1960’lı yıllarda gelişmeye başlamış ve bölge 1973 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Geliştirme Bölgesi ilan edilmiş; karar çerçevesinde Göreme, Ürgüp, Avanos, Ortahisar, Uçhisar, Kaymaklı, Derinkuyu, Soğanlı Vadisi ve Ihlara Vadisi turizm geliştirme bölgesine dahil edilmiştir. Kapadokya Eşsiz cazibe merkezleri nedeniyle dünyanın en önemli turizm merkezi olarak, 1985 yılında Göreme Milli Parkı, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Karlık Kilisesi, Aziz Theodore Kilisesi, Karain Güvercinlikleri ve Soğanlı Arkeolojik Alanı olarak yedi bölüm halinde UNESCO Dünya Mirası Listesi kapsamına alınmıştır.

Kapadokya’da ziyaretçilerin bölgede ilk uğrak yerlerinden olan Göreme Açık Hava Müzesi’nde öne çıkan yapılar Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Pantokrator Kilisesi, Malta Haçlı Kilise, Azize Catherine Kilisesi, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise’dir ve müzenin ziyareti turistlere benzersiz bir deneyim sunmakta ve bölgede yüzyıllar öncesinden bugüne yaşayan medeniyetlerin günlük yaşamlarına tanıklık etme ayrıcalığı sunmaktadır.

Kapadokya, deniz seviyesinin bin metre üzerinde bir yükseklikte, volkanik zirvelere sahip bir plato ovasıdır. Kapadokya’nın en yüksek noktası olan Erciyes Dağı, yaklaşık 4.000 metre ile bölgenin iklimini karasal hale getirmekte, yazları sıcak ve kurak olması bölgeyi yürüyüş yapmak ve balonlarla keyifli zamanlar geçirmek için ideal kılmaktadır. Kışın karlı ve soğuk olan Kapadokya’da, karla kaplı dağ zirveleri, turistler için en güzeli kayak olan kış sporlarının tadını çıkarma fırsatı da vermektedir.

Kapadokya, taşıdığı kültürel mirasın yanı sıra, eşsiz doğal güzellikleri ile macera ve doğa turizminin yapılabildiği en elverişli bölgelerden biridir. Kapadokya Bölgesi’nde, doğa temelli turistik ürün çeşitlendirilmesi devamlı bir gelişim göstermektedir. Bölgede, macera turizmi kapsamında Safari turları (ATV ve Jeep), at turları, bisiklet turları ve sıcak hava balon turları düzenlenmektedir.

Sıcak hava balon turları Kapadokya’da turizminin gelişimine ve çeşitlenmesine önemli katkılar sağlamıştır. Son 20 yıl içerisinde Kapadokya’da balon turizmi ile ilişkilendirilebilen önemli yatırımlar yapılmıştır. Bu yatırımlar Kapadokya’yı Türkiye’nin ve dünyanın en önemli balon uçuş merkezi haline getirdiği söylenebilir. Kapadokya Bölgesi’nde 1990’lı yıllarda ivmekazanan sıcak hava balonculuğu, bölgenin katma değeri yüksek ekonomik getiri kaynaklarından birisidir. Kapadokya’nın en heyecan verici aktivitelerinden biri olan sıcak balonlarıyla uçuş, turistlerin doğanın kollarında bu inanılmaz deneyimi denemesi için bir cazibe merkezi oluşturmakta, turistler, çıkararak dağların ve muhteşem manzaraların üzerinden uçmaktadırlar.

Kapadokya bölgesi sunduğu balon ve safari deneyimlerinin yanı sıra Türkiye’nin binicilik alanındaki en özel bölgelerden biridir ve bölgede yer alan birçok at çiftliğinin verdiği hizmetler kapsamında yapılan at binme aktivitesi, Kapadokya’yı keşfetmenin farklı bir alternatifini oluşturmaktadır. Tur atları çiftliklerde eğitilmekte ve biniciler için de binicilik eğitimleri düzenlenmektedir.

Kapadokya birçok festivale ve etkinliğe de ev sahipliği yapmaktadır. Ürgüp Belediyesi tarafından düzenlenen Balon festivalinde birçok sanatçı konser vermekte ve uluslararası resim sergileri açılmakta ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen sanatçıların sahne gösterileri yer almaktadır. 2022 yılında ellincisi düzenlenen Bağbozumu festivalinde ise Ürgüp üzümünün tanıtımı ve tarımının desteklenmesi amaçlanmakta, festivalde ünlü sanatçılar sahne almakta ve üzüm ikramları, yarışmalar, halk oyunları gösterileri, pekmez yapımı, bağ bozumu gibi renkli aktiviteler gerçekleştirilmektedir. 1993 yılından beri bölgenin en kaliteli ve kapsamlı tur organizasyon hizmetlerini sunan Argeus’un (https://argeus.com) uluslararası arenada önemli isim yapmış ve bölge ile sınırlı kalmayan bisiklet ve koşu yarışı organizasyonları, yerli ve yabancı binlerce kişinin katılımı ile gerçekleşmekte ve Kapadokya’ya artı değer sağlamaktadır. 2022 Kapadokya Ultra Trail koşu yarışları organizasyonu 14-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.

Kapadokya’nın farklı dokusu otellerinin de diğer turistik beldelerden farklı bir konseptle öne çıkmasına yol açmıştır. Kapadokya’nın Ürgüp, Avanos ve Göreme üçgeninde yoğunlaşan, mağaraların içine yapılmış son derece şık oteller yer almaktadır. Otellerin alışılmış otel konseptinden farklı olarak, mağara içerisinde dizayn edilerek doğayla bütünleşmeleri gezginler için çekici bir unsur olmaktadır. Otellerin genellikle büyüleyici bir teras manzarası bulunmakta, sabahın erken saatlerinde teraslardan gün doğumunu izlemek, günbatımının renklerine karışmak unutulmaz bir deneyim sunmaktadır. Buna ek olarak Otellerde, eski dönemlere ait motifler dekora yansıtılmakta, otellere bir müze havası katmaktadır. Otellerin bazılarında ise bölgenin üzümleri ile üretilen çeşit çeşit şarapların saklandığı mahzenleri de varlığını korumaktadır.

tr_TRTurkish